PELOPENESEAN TURKS GENOCIDE BY GREEK ORTHODOX CHRISTIAN CLERICS

MORA (PELOPENESEAN) TURKS EXTERMINATED by Greek Orthodox Christian clerics with the slogans:

David Armine howarth, 1821 isyanını yerinde izlemiş ingiliz, italyan, fransız, alman subay ve gazetecilerin ülkelerine döndükten sonra yazdıkları kitap, makale ve günlükleri tek tek inceleyerek hazırladığı kitabında şöyle diyor:

“1821 yılı yazında yunanistan’da türklere karşı ihtilal patlak verdi. alev etrafı o kadar hızlı sardı ki, hiç kimse, ilk türklerin nerede, niçin ve kimin tarafından öldürüldüklerini söyleyemez. resmi kayıtlara göre ilk önderliği kilise yaptı. savaşın ilk nedeni, kutsal dini bir savaş olarak açıklanabilir. patras (balyabadra) piskoposu germanos, haçını havaya kaldırarak halkı silahlanmaya çağırdı. patras o günlerde zengin ve güzel bir şehirdi. dış dünyaya açıktı. burada yunanlılarla birlikte bir hayli de türk yaşıyordu. türkler, dağlardan bir kalabalığın geldiğini duyunca, kendilerini korumak için kentin kalesine çekildiler. daha piskopos germanos ile ihtilalciler şehre girmeden hıristiyanlarla müslümanlar caddelerde birbirlerini öldürmeye başlamışlardı. rumlar, germanos’u bir kurtarıcı gibi karşıladılar. gelenler, türklerin boş evlerini yağmalamaya başlamışlardı bile. ihtilalciler, şehrin ana meydanına törenle bir haç diktiler. liderlerinin ağzından çıkan tek söz “hıristiyanlara barış, konsoloslara saygı, türklere ölüm” idi.

durum mora’da da aynı oldu. bütün yarımadada yunanlılar ayaklanmış müslüman komşularını öldürmüşlerdi. bunu belki hıristiyanlık adına yahut özgürlük adına daha fazlası, onları soymak, öç almak için kilisenin kıskançlığından yahut kişisel kinleri sonucu yapmışlardı. bu katliamlara sonra bir sebep aramalarına gerek kalmamıştı. hepsi çılgınca kana susamışlar, bunun için öldürüyorlardı. o yılın mart ayında mora’da 25 bin müslüman ailenin şehrin dışında yaşadıkları ve çiftçilik yaptıkları biliniyordu. nisan ayında paskalya şenliği yapılırken, bunlardan tek kişi canlı kalmamıştı. cesetler, ilkbahar güneşinin ısıttığı topraklar üzerinde, tarlalarda çiçekler arasında terk edilmişti. yaz sıcakları başlayınca, buralarda kuruyup çürüdüler... yunanlılar avrupa orduları gibi ne bir savaş düzenini benimsiyorlar ne de düşmanla göğüs göğse savaşıyorlardı. savaşmak için önce kendilerini koruyacak siper arıyorlardı. tesadüfî bir kurşunla biri vurulup öldü mü, savaşı unutup vurduklarını soymak için yanına koşuyor, ceplerini boşaltıyor, sonra kafasını kesip gövdesinden ayırıyorlardı. ihtilalcıların ekonomik kaynakları şeflerinin yaptığı soygun ve yağmalardan oluşuyordu... avrupa’da, “yunan mucizesi” diye duyurulan zaferin gerçek yüzü buydu. ancak, avrupalıların inandığı anlamda, yunan silahlarının ve hıristiyanlığın bir zaferi değildi...

yunanlıların, tripoliçe kalesine saldırırken barbarlıklarına 20 kadar avrupalı tanık olmuştu. bunlardan biri de iskoçyalı albay thomas gordon’du. albay, aklı başında, tecrübeli ve dürüst bir askerdi ve rumcayı iyi biliyordu. tripoliçe’de gördüğü olaylar o kadar dehşet vericiydi ki, utanç verici bu olayların, sonsuza değin bilinmesini istedi: iki gün içinde, on binlerce türk’ün yaşadığı şehirde tek canlı kalmamıştı. bunların çoğu, kafası, kolları ve bacakları kesilerek öldürülmüşlerdi. bu katliamdan sonra binlerce rum kendi ölçülerinde birer varlıklı kişi olarak yaptıkları soygundan elde ettikleri ganimetleri saklamak için köylerine dönmüşlerdi. esirlerin değeri o kadar düşmüştü ki, artık kimse onları elinde bulundurmak istemiyordu. ölüleri kimse gömmediği için, tripoliçe şehrinde dayanılmaz pis bir koku her yanı sarmış, içme suları zehirlenmiş, kolera salgını baş göstermişti. gerçekte herkesin bildiği, gördüğü ve inandığını bir yunanlı kabul etmeyip, böyle bir şeyin hiçbir zaman olmadığını iddia edebilir. ama hepsi, milli kahraman olarak tanıtılan eşkıya ve korsanların gerçekte, uyuz, pis, doymak bilmez, kaşarlanmış hırsızlar olduklarını tecrübe ile bilirler. lord byron’un dediği gibi “yunanlılar gerçeği kavrama yeteneğinden yoksundurlar. her yunanlı yunanlılar hakkında abartılmış düşüncelere sahiptir”. 1821 ihtilali döneminde, yunanistan’da yaşayan yabancıların sayısı, parmakla sayılacak kadar azdı. bu yüzden avrupa ülkeleri yunanistan’da neler olup bittiğini bilmiyordu. yunanistan dışına gönderilen raporlar savaşa katılmamış, atina’da yaşayan aydın romantikler tarafından hazırlandığı için, yunanlıların ideallerine uygun ölçülerde kaleme alınıyordu. bu avrupalılar türkleri kınarlarken, barbarlık edenin ve katliamı başlatanın rumlar olduğunu bilmiyorlardı.” (david howarth, greek adventure, lord byron and other eccentrics in the war of ındependence. new york: atheneum, 1976, s. 27-32, 52-56)

According to Kolokotronis memoir, thousands of Ottomans died during the battles while only 100 Greeks died from the Greek revolutionaries. The siege ended on 23rd of September of the same year after 3 days of bloodshed. These events are known as the “Fall of Tripolitsa”. Kolokotronis gave orders that there should be no survivors.

HOW THE TURKS OF THE PELOPONNESE WERE EXTERMINATED DURING THE GREEK REBELLION

SALÂH R. SONYEL

THE MEANING OF THE GREEK REVOLT OF 1821 IN CONTEMPORARY TURKEY

Alaaddin F. PAKSOY